10 Kasım 2009 Salı

Kışa Merhaba derken...

Yeşim-Burak ikilisinin chalet'lerindeydik bu haftasonu.
Yaz bitti dedik ama hava inanılmaz sıcak ve güneşliydi şansımıza.
Uyanık Burak elimize bir liste tutuşturdu, bulmak ne mümkün, hadi buldun almak ne mümkün.

Ahmet :1 kg beluga havyarı

Nesli :1 kasa moet et chadon

Burcu :10 kilo kobe sığırı eti wagyu

Esra :20 şişe Diva Vodka.

Ama biz azimliydik, ne yaptık ne ettik hepsini temin ettik, allah sizi inandırsın. Esra Diva'yı ikna etmekte zorlanmış ama, onu da başarmış, helal olsun.

Tamam benim sığır 10 kg değildi Burak hemen farketti, ama kibardır arkadaşım, yüzüme vurmadı. ("Sığır" derken "sığır" diyorum Burak, başka yere çekme lafı)

Yeşim bir masa hazırlamış, helal olsun, kuş sütü eksikti.


Ahmetler biraz geç katıldılar. Meğer Ahmet botox yaptırmış, kremlerini sürmek 2 saatini alıyormuş, ondan gecikmişler. Ama süper olmuş, 2 yaş gençleşmiş.Benjamin Button haltetmiş yanında. "Maşallah" dedik kendisine.

Biz de baş köşede yerimizi aldık. Dolsun tabaklar, açız aççç!

Sevgili Yeşim yemeğe başlamadan önce alışveriş-pişirme-masa süsleme hakkında 8,5 saat süren kısa bir brifing verdi, sağolsun. (Sonlara doğru Ahmet dayanamadı tabii, yemeğe başladı)


Pantuf ve Köpük çok tatlıydı. Köpük yemeklerin hepsinin tadına afiyetle baktı.




Pantuf hepimizden asil olduğundan hiç birimize yüz vermedi, ayrı bir yere kurulan çilingir sofrasında demlendi. Hatta bir ara küfelik oldu yavrucağız.

Esra'nın keyfi her zamanki gibi yerindeydi. Saçlarına fön pek yakışmıştı. Yakışıklı eşine bakıp bakıp kadeh kaldırdı bütün gün.

Bu arada ev elektronik oyuncak dolu. Burak tek tek tanıttı bize, hemen hemen herşeyi gördük.
Burak'ın gözleri ise bizlerden çok onları gördü, o kadar ki kendisinin orada olduğunu ispatlayan resim yok elimizde! Daha çok bizle ilgilen Burak, bizi ihmal ediyorsun.(gizli mesaj)





13 Ekim 2009 Salı

Heybeli ve Büyükada maceraları


Vapur olur da amcam olmaz mı? Vapurla yarıştı yine, gösterisini yaptı, alkışlar çığlıklar arasında.


Bu, fotoğrafları benim ne zor şartlarda çektiğimin kanıtıdır arkadaşlar. Çiçekleri begonvili budayan bahçıvan verdi, ben kırmadım dalları, şahitlerim var.
Nesli için adalar cennet ötesiydi, bir dolu kedi sevdi. (yine de doymadı, çantasından zorla çıkarttık kedileri)

Şu güzelliğe bakın, yavru daha. Gözler buz mavi...nefis bir köpek.






Nesli eliyle koymuş gibi evimizi buldu...Yıllar önce burada oturmuşuz, hatta ben doğmadan önce.
Yollar bomboş, kimsecikler yok ortalıkta...Sessiz...

Dondurmanın en çok kornetini seviyoruz...
Muhteşem bir ev değil mi, paşa dedeminmiş :)))))

Adanın esas sahipleri kediler. Şu yüze bakın :)

Ada olur da muhteşem çiçekler olmaz mı...

Burada hayat oldukça sakin, kediler miskin miskin uyuyor, kuş canı sıkkın uyanmalarını bekliyor.

Yaza veda partisi

Bir yaz daha bitti.
Sevgili Ahmet'in bahçesi bu yaz en keyif aldığımız yer olarak en güzel sohbetlere, en güzel kahkahalarımıza evsahipliği yaptı.
Birlikte çok yedik çoook.

Ahmet sucuk mangalda gitgide ustalaştı, tabii biz de yemek konusunda :)


Yok yok Esra değil, ikizi Ebru...Yeni tanıştık. O da en az Esra kadar tatlı dilli, hoşsohbet.
Dört güzel bir arada.
Köpük ve Yeşim. Köpük dünyanın en tatlı ve uslu köpeği. (Geri planda Burak Bey'in mabadı görülmekte)Bulun bakalım ben neredeyim :)
Ahmet'in bahçesinin esas sahiplerinden.

23 Haziran 2009 Salı

Birisi gitmek mi dedi?


AÇSAM RÜZGARA
Ne hoş, ey güzel Tanrım, ne hoş
Mavilerde sefer etmek!
Bir sahilden çözülüp gitmek
Düşünceler gibi başıboş.
Açsam rüzgara yelkenimi;
Dolaşsam ben de deniz deniz
Ve bir sabah vakti, kimsesiz
Bir limanda bulsam kendimi.
Bir limanda, büyük ve beyaz...
Mercan adalarda bir liman..
Beyaz bulutların ardından
Gelse altın ışıklı bir yaz.
Doldursa içimi orada
Baygın kokusu iğdelerin.
Bilmese tadını kederin
Bu her alemden uzak ada.
Konsa rüya dolu köşkümün
Çiçekli dalına serçeler.
Renklerle çözülse geceler,
Nar bahçelerinde geçse gün.
Her gün aheste mavnaların
Görsem açıktan geçişini
Ve her akşam dizilişini
Ufukta mermer adaların.
Ne hoş. ey Tanrım, ne hoş,
İller, göller, kıtalar aşmak.
Ne hoş deniz deniz dolaşmak
Düşünceler gibi başıboş.
Versem kendimi bütün bütün
Bir yelkenli olup engine;
Kansam bir an güzelliğine
Kuşlar gibi serseri ömrün.

ORHAN VELİ KANIK


Bak Orran Abi neler demiş.
Ne duruyorsun? Haydi...

22 Haziran 2009 Pazartesi

Bugünlerde herkes gitmek istiyor


Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,bir başka ülkeye,dağlara, uzaklara...
Hayatından memnun olan yok. Kiminle konuşsam ayni şey...
Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle ''yanına almak istediği üç şey'' falan yok.
Bir kendisi.

Bu yeter zaten. Her şeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
ani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor.
Böyle gidiyor iste. Bir yanımız ''kalk gidelim'',
öbür yanımız "otur'' diyor.
''Otur'' diyen kazanıyor. O yan kalabalık zira.
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, güvende olma duygusu..

En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık, monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı
yeniyor. Kalıyoruz.
Kus olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal, ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum. Değil bu şehirden gitmek,
iki sokak öteye taşınamıyorum. Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında.
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
''Sırtında yumurta küfesi olmak'' diye bir deyim vardır;
evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin.
Kendi imalatımız küfeler.
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada. Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım. İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar. Ama az. Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif...
Denk olsa. Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün.
Sabah 09.00, aksam 18.00.
Sonra başka mecburiyetler.
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı bir ömür yani.
Ne saçma.
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.
Ben her bahar áşık olmam ama her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç.
Ama olsun... İstemek de güzel.


CAN YÜCEL

15 Haziran 2009 Pazartesi

Balkonda saksıda domates yetiştirmek

Nisan başında ektiğim tohumlar 10 günde yeşerdi. Daha çabuk yeşersinler diye üzerlerini koyu renk bir poşet ile örtmüştüm. Onları ayrı saksılara aldım. Hepsini ayrı saksılara almak isterdim ama o kadar yerim yok diye başlangıçta 2li olarak saksılara ektim.




Hızla büyümeye başladılar. En büyük saksıya koyduğum daha çabuk büyüdü. Ve gitgide büyüdükçe saksı yetiştiremez oldum.

Domateslerim bana sürpriz yaptılar, meğer sırık domateslermiş :)) Boyları uzadıkça şüpheleniyordum ama çeri domates sanıyordum. Çeri ama sırık çerilermiş.
Sırık alıp diktim ben de. Balkonda güneşli bir yere yerleştirdim, her sabah suluyorum. Bol su istiyorlar. Hepsi sarı sarı çiçeklenmeye başladılar. Kırmızı domatesin çiçekleri sarı, domateslerim de cimbomlu.

Ve 3 gün önce ilk minik domateslerimi keşfettim. 3 saksımda da domatesçikler var. Çiçekler zamanla domatese dönüştüler.


6 Haziran 2009 Cumartesi











Geçen hafta iş için polonezköydeydim. Otelin girişinde bizi lamalar, kazlar ve kuzular karşıladı. Minik civcivler çok tatlılardı. Otel çeşit çeşit hayvan besliyor. Neredeyse küçük bir hayvanat bahçesi yaratmışlar ve en güzeli hayvanlar sizinle içiçe.
Genç lama (kahverengi olan) ergenlikteymiş, şımarıklık yapıp bayanları takip ediyordu.