26 Kasım 2010 Cuma

C’est une chanson qui nous ressemble
Toi, tu m’aimais et je t’aimais
Et nous vivions tous deux ensemble
Toi qui m’aimais, moi qui t’aimais
Mais la vie sépare ceux qui s’aiment
Tout doucement, sans faire de bruit
Et la mer efface sur le sable
Les pas des amants désunis.

Les feuilles mortes se ramassent à la pelle,
Les souvenirs et les regrets aussi
Mais mon amour silencieux et fidèle
Sourit toujours et remercie la vie
Je t’aimais tant, tu étais si jolie,
Comment veux-tu que je t’oublie?
En ce temps-là, la vie était plus belle
Et le soleil plus brûlant qu’aujourd’hui
Tu étais ma plus douce amie
Mais je n’ai que faire des regrets
Et la chanson que tu chantais
Toujours, toujours je l’entendrai!

6 Kasım 2010 Cumartesi

İnsanlığımdan utandığım anlar...

Haber aşağıda, söyleyecek söz bulamıyorum. Avcılık= spor, zevk ve ölüm. Yazık. çok yazık...

Fotoğraf sanatçısı Cemal Gülas’ın yaralı bulup bakımını üstlendiği karacası Bambi, dün avcılar tarafından vurularak öldürüldü. Daha önce de annesi avcı kurşunuyla ölen boz ayı yavrusu Datvi’yi evlatlık edinen Gülas isyan etti: “Kimseye zararı olmayan bir şeyi öldürmek nasıl bir zevktir?”


FOTOĞRAFÇI Cemal Gülas, Kaçkar Dağları’nın eteğinde bulduğu karacası Bambi’nin, tedavisini ve bakımını yapıyor, her gün ziyaret edip onu ıslıkla selamlıyordu. Bambi, dün avcıların kurşunuyla öldü. Çok üzgün olduğunu aktaran Cemal Gülas, konuya ilişkin şunları söyledi:

Köpeklerimiz bir köşede ağlıyor

“Nasıl olduğunu tam bilmiyoruz. Eline silah verilen ve kendine avcı diyen birileri ateş etmiş. Bambi de bizim eve doğru kaçabildiği kadar kaçmış. Köpekler yaralı halde buldu. Önce zararlı bir şey yedi zannettik. Sonra üç kurşun deliği gördük. Trabzon’dan veterinerler geldi, hep birlikte seferber olduk ama Bambi’yi kurtaramadık. Herkes çok üzgün. Evdeki köpeklerin hepsi bir köşede ağlıyor.”

Öldürmek nasıl bir zevktir?

Gülas, olayı kimin yaptığını araştırdıklarını söyleyerek şunları ekledi: “Bulsak da ne fark eder... Birini bulsak, başkası yapıyor. 21. yüzyılın av ve avcılık anlayışını kökten sorgulamamız lazım. Kimseye zararı olmayan bir şeyi öldürmek nasıl bir zevktir? Bambi’nin ölümü değil, bu işin temeli sorgulanmalı. İnsanlar artık kendilerinde Bambi ve Bambi gibi canlılarla ilgili karar verme yetkisini görmemeli.”

3 Kasım 2010 Çarşamba

Caveman-Mağara Adamı


Amerikalı yazar Rob Becker’in ‘Caveman’ (Mağara Adamı) oyunu, Guiness Rekorlar Kitabı’na ‘Broadway’de en uzun gösteri yapan tek kişilik oyun’ olarak giren 35 ülkede 17 dilde 10 milyondan fazla insana ulaşan bir oyun.

"Dünyada 100 den fazla oyuncu Caveman’i sahneye taşımakta. Örneğin ABD’de bu sezon 9 farklı eyalette 9 Mağara Adamı, Almanya’da 59 şehirde 17 Mağara Adamı aynı anda sahnede. 2009’da Caveman- Mağara Adamı İstanbul’da Beşiktaş Kültür Merkezi’nde başarıyla sahnelendi. Bu başarıyla birlikte Ankara ve İzmir’de seyirciyle buluştu. 2010’da Türkiye dışına çıkarak Almanya ve Hollanda’daki Türk izleyicilerle buluşmuş. Mağara Adamı Kadınlar ve erkeklerin kol kola yürüdükleri hayat yolunda farklılıklarını tatlı bir dille işleyen "Caveman-Mağara Adamı“ evli bir erkeğin anlatısıdır. Kendini kapı dışarı edilmiş bulan Kamil, oyun boyunca yalnızca evinin kapısını açmaya değil, kadın-erkek ilişkilerinin kilidini de açmaya çalışıyor. Çocukluktan çıkınca gözüne çarpan karşı cinsin, konuşma tutkusundan alışveriş alışkanlıklarına dek, erkeklerle olan zıtlıklarının kaynağını 200 bin yıl öncesine uzanarak gözler önüne seriyor. Üstelik bunu alaycı bir mizah duygusuyla değil, çağları aşan şefkatli bir anlama çabasıyla gerçekleştiriyor. “ (Kaynak BKM sitesi)

Bizde daha önce Alper Kul’un oynadığı oyunu Şevket Çoruh devralmış. Bence oyun keyifli, gülmek için gitmiştim, güldüm. Ama bildiğimiz klişe esprilerin aralara serpiştirildiği stand up gösteri olmaktan öte, yeni ve değişik bir tad bulamadım.

Şevket Çoruh, tartışılmaz, çok iyi bir oyuncu, ama yazık, tüm oyun boyunca litrelerce ter attı. Buna takılmamaya çalışsam da, bir oyuncu için zor bir durum, sürekli terini silmeye çalışmak. Acilen bir çözüm bulunmalı, yoksa mağara adamı eriyecek :))

Bir de işin magazin yönü vardı. Oyunu Şevket Çoruh’un oyuncu arkadaşları da izlemeye gelmişti. Arka Sokaklar ekibi, eski eşi, yeni sevgilisi, Muro ve yeni karısı derken, magazin basını epey malzeme topladı o geceden.

12 Ekim 2010 Salı

Tarık Minkari


Geçtiğimiz hafta çok değerli bir bilim adamını kaybettik.
Zevkle okuduğum kitaplarından ve televizyon programlarından tanıdığım kadarıyla büyük işler başarmış biri için son derece mütevazı bir insandı. Aydın Boysan ile birlikte hiç büyümeyen çocuklar, içlerinde yaşam arzusu ve enerjisi hiç azalmayan çılgın gençlerdi. Geçen gün bir programda Aydın Boysan "89 yaşındayım, ve birer birer dostlarım eksiliyor, telefon defterimdeki isimler azalıyor" diyordu. Ve çok geçmeden Tarık Minkari de hayata veda etti.
Bizim için büyük bir kayıp.

6 Ekim 2010 Çarşamba

Pratik Sakızlı Kurabiye


Bu son derece pratik tarifi bir arkadaşımdan öğrendim. Fazla malzeme gerekmiyor, hazırlaması da çok kolay, ve bir o kadar da lezzetli.

Malzemeler:

1 paket hazır sakızlı muhallebi
250 gr katı yağ, oda ısında bekletilecek
1 çay kaşığı kabartma tozu
13 çorba kaşığı (silme dolu) un

Hazırlanışı:
Tüm malzemeleri karıştırılır, hamur haline getirilir.
Küçük yuvarlak toplar yapılıp, fırın tepsisine yağlı kağıt üzerine dizilir.
Önceden ısıtılmış fırında 200 derecede 10 dakika, 150 dercede 15 dakika pişirilir.
Üzerine pudra şekeri serpilerek servis yapılır.

Afiyet olsun.

fare sever miydiniz :))

İki fotoğrafçı, Jean Louis Klein ve Marie Luce Hubert, 1 yıl boyunca farelerin çayırlarda ve sazlıklarda fotoğraflarını çektiler. Tabii bunu için büyü bir sabır gerekli.

Proje, Jean-Louis ile Marie-Luce’nin, bu hayvanlardan büyülenmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmış. Marie-Luce şöyle diyor:

"‘Yirmi yıl önce bir koruma alanındaki dev bir barınakta ilk defa tarla fareleri gördük. Bu küçük akrobatlar bizi tam anlamıyla büyüledi."



Maymunlar gibi tarla fareleri de kavrayıcı kuyruğa sahiptir ve onu beşinci bacakları gibi kullanabilirler.

Bu kuyruk daha çok bitki sapları arasında tırmanırken dengeyi sağlamak için kullanılır. Bu şekilde fare her iki elini de kullanabilir.

Kuyruk içgüdüsel olarak sürekli kavrayacak bir şeyler arar. Bu şey genellikle bir bitki sapıdır, ama bazen yakındaki bir fare de olabilir.











Bu küçük kemirgenler çok da utangaçlar ve rahatsız edildikleri zaman anneleri yavrularını terk ediyor, bu yüzden rahatsız edilmemeleri çok önemli.

16 Eylül 2010 Perşembe

Inception ve 127 Hours

Inception'ı izleyip etkilenmemek mümkün değil. Çekimler, oyuncular ve kurgu çok başarılı. Kimlerine göre yeni Matrix. Özellikle yavaşlatılmış sahneler (arabanın suya düşmesi gibi), yerçekimsiz ortamda hareket sahnesi filme serpiştirilmiş hoşluklardan bazıları. Uzun bir film ama hiç sıkılmadan izliyorsunuz.

127 Hours, oldukça ilginç bir filme benziyor. 7 yıl önce yaşanmış, gerçek bir olaydan alınmış konusu. Slumdog Millionaire’le Oscar kazanan yönetmen Danny Boyle’un yeni filmi. Başrolünde Altın Küre sahibi oyuncu James Franco’nun yer aldığı film, dağcı Aron Ralston'un 5 gün boyunca 2 dağ arasında sıkışıp kalması ve kolunu çakıyla keserek kurtulmasını anlatıyor. Adam çok zor bir şey yapmış, yani her babayiğidin harcı değil. O şartlar altında buna mecbur, ama gerçekten çok zor bir karar. Yapması da hiç kolay değil ama çaresizlik böyle bir şey olsa gerek.


127 Hours
Yükleyen moviestune. - Filmler ve diziler Dailymotion'da

Kitaplar...kitaplar


Sil Baştan (Ken Grimwood), fena bir kitap değil. Dili güzel, akıcı, konu çok değişik olmamakla birlikte ilginç. Hayatını tekrar tekrar yaşayan bir kahraman, ve onun her seferinde farklı tercihlerinin sonuçlarını okuyoruz. 1988 yılında yazmış sanırım yazar. O tarihten bu zamana pek çok benzer kitap çıktı, film yapıldı bu konuyla ilgili. Hayatımızı tekrar yaşama fırsatımız olmadığına göre elimizdeki tek fırsatı en iyi şekilde değerlendirmem gerektiğini hatırlattı tekrar bana. Zaman Yolcusunun Karısı'nı (Audrey Niffenegger) beğenenler severek okuyacaklardır.

Sıdıka ve Rahmi Bey (Naşide Gökbudak), bir serinin 2 kitabı olmasalar da konular içiçe geçmiş. Yazar ailesinin fertlerini anlatıyor bu iki kitapta. Bu kadar renkli bir aileye sahip olduğu için çok şanslı. Güzel, keyifle, okunabilecek, özellikle Rahmi Bey, İnce Memed tadında kitaplar. Cumhuriyetin kuruluş dönemlerinde Anadolu yaşantısını, Elaziz'de insanların basit ama zorlu hayatlarını, mücadelelerini çok güzel bir dille anlatmış yazar.
Okumadığım kitaplarından Asıl Adı Atiye'de ailesini anlatmaya devam ediyor, ancak Feraye'de bambaşka bir hikaye beni bekliyor sanırım. Okuduktan sonra fikrimi paylaşırım.

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Cahit Külebi'den...bir HİKAYE

Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz!
Benim doğduğum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz!
Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!
Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkiyalar basardı.
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz!
Benim doğduğum köylerde
Şimal rüzgarları eserdi,
Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!
Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi,
Sen de anlat doğduğun yerleri,
Anlat biraz!

15 Ağustos 2010 Pazar

sarı domates sarıııı!


Ömer, bu yazı sana...sarı domateslerim yetişti, hatta yedik bile, işte ispatı :)
Kırmızı domateslerle sarı kırmızı cimbom oldular.
Ayrıca altın çilekler de olmaya başladı, onlardan da yedim, ama biraz daha büyümeleri gerek.

Bır yaz gecesi rüyası

Bir yaz gecesi…

Gerçekten rüya gibi bir ortamda, Yıldız Sarayı, Mabeyn Köşkü'nde, son derece keyifi bir oyun izledim dün akşam.

Oyun malumunuz Shakespeare'in elinden çıkmış, eşşiz kelimelerin ustaca biçimlendiği unutulmaz komedi...bir büyü sonucu ortaya çıkan yanlışlıkların sebep olduğu komik olaylar anlatılıyor. Karmaşık aşk ilişkileri, komedi, heyecan ve entrika Shakespeare’in kalemiyle…

Hakan Altıner’in yönettiği, yapımcılığında ve müzikalin şarkı sözlerinde İpek Kadılar Altıner’in imzasını taşıyan, Önder Bali yönetimindeki Kedi Quartet’in eşlik ettiği oyunu daha önce okumuş ve başka oyunculardan izlemiştim. Hatta Kevin Kline'ın oynadığı Mekik'in eşeğe dönüştüğü hali hala gözümün önünde.
Oyuncuların performansı ve sahneye konuş şekli, Yıldız Sarayı'nın mistik atmosferi ve bu 400 yıl önce yazılmış oyunu günümüze taşırken ona eşlik eden çağımıza ait modern melodiler, hepsi o kadar olağanüstü harmanlanmış ki, "büyü"lenmiş bir şekilde büyük bir keyifle izledim.
Tamer Karadağlı, Hale Soygazi, İsmet Üstekin, Akasya Asıltürkmen, Elif Çakman, Erez Ergin Köse, Sertaç Ekici, Eda Gülten, Orçun Kaptan, Adem Yılmaz. Eser Eyüboğlu, Başak Şamlıoğlu, Fahri Öztezcan, Hüseyin Gülhuy, Merve Çaloğlu, Serenay Kazancı, Sertan Can, Tümay Revşan Genç. Zeynep Papuççuoğlu’ndan oluşan kadroda tecrübeli oyuncular maharetlerini ustalıkla döktürürken, genç oyuncular, geleceğin ustaları olacağının sinyalini verircesine ustalarına eşlik ediyorlardı.

Tamer Karadağlı, ’Dokumacı Mekik’ rolüyle inanılmaz, kendisini televizyon dizilerinden sonra tiyatro sahnesinde izlemek büyük zevk...Oyunculuğu konusunda fazla bilgim yoktu, sahnede izleme fırsatım olmamıştı. Bence inanılmaz bir usta. Oynadığı karaktere inanılmaz tatlar katabildiğini gördükten sonra, kendisini daha sık oyunlarda izlemek isterim.

Hale Soygazi ve İsmet Üstekin’in usta oyunculuklarının yanı sıra oyunda rol alan kadrodaki tüm genç isimlerin hepsi birbirinden başarılı, hepsini ayrı ayrı takip etmek gerek.

Yıldız Sarayı, Mabeyn Köşkü açık havada oyunu destekleyen doğal dekoru (ağaçlar, açıkhava, ay, rüzgar vs) ve gizemli atmosferi ile çok doğru bir seçim. Ayrıca sıcaktan bunaldığımız bu günlerde serin bir ortamda oyun izlemek de cabası.

Tüm oyuncuları ayakta alkışlayarak, yüzümüzde geniş bir gülümseme, hafızamıza nefis bir tad ile bir yaz gecesi rüyasının büyülü dünyasından ayrıldık.


3 Ağustos 2010 Salı

TARKAN KONSERİNDEYDİM

Yeni albümünün ilk konserini verdi Tarkan, Harbiye Açıkhava'da. İğne atsan yere düşmez, bağıranlar, göbek atanlar...Çoğunlukla göbek atanlar yüzünden Tarkan'ı izlemekte zorlandık, o ayrı.

Eski şarkıları kadar yeni şarkılarına da eşlik etmeye çalıştık. Yeni şarkılarını yarıyarıya beğendim, dinledikçe daha çok severim diye düşünüyorum.
Tarkan her zamanki gibi keyifli ve enerji doluydu. Yeni ve eski şarkılarını söylerken 1 an yerinde durmadı. Konseri izlemeye gelen Emel Sayın ve Ajda Pekkan'dan tekrar özür diledi, bir önceki gün Semiramis Pekkan'ı "Emel Sayın da aramızda" diye anons ettiği için.

Sahne şovu Tarkan'ın dansları ve siyah zemine yansıtılan görüntüler ile sınırlıydı. Ağırlık Tarkan'daydı. Dans ve benzeri şovlara yer verilse daha doyurucu bir konser olurdu bence.

2 Temmuz 2010 Cuma

Efsane Takım Polonezköy'de

Ne yazık ki tavuskuşlarının tüylerini dökme zamanıymış, yine de çok güzeller...



Koç Ailesi ayrılmaz bir bütündür.
Bu minikler yeni doğmuşlar...
Tavşan kaç ...
Olfrex'in Sarmanı bulundu!



1 Temmuz 2010 Perşembe

Yıllar sonra, aynı sınıfta...



13 Haziran Şehremini Lisesi'nin (nam'ı diğer Süper Lise ve son olarak Şehremini Anadolu Lisesi) mezunlar gününde buluştuk nihayet. Yıllar sonra ilk kez görüştüm hepsiyle. İstiklal Marşı'mızı söyledik, sınıfımıza çıktık, sıralara oturduk, hatıra fotoları çektirdik. Fizikler değişse de ruhlar hep aynı kalmış.

Mezunlar günündeydik



Ama öncesinde Gazebbo'da uzun bir kahvaltı yaptık. Boğaz, yelkenliler ve karabataklar...


Manzarada kaç yıl sonra resmim olacaktı, makinanın şarjı bitti, şansa :/
Neyseki Betül'ü çekebilmiştim.