30 Aralık 2014 Salı

İnsan denen sosyal kelebek




Neden, birbirimize yetmiyoruz da başka dünyalara, anlık dahi olsa, dalmak istiyoruz?

Geçen akşam evde ailemle televizyonun karşısında otururken, annem şöyle dedi “ bana da bir bilgisayar alın da birbirimizle orada sohbet edelim bari”. Dikkatimizi çekmeye çalışıyordu, haklıydı da, çünkü diğer 3 kişi elimizde telefon-tablet, kendi dünyalarımıza dalmış, onu unutmuştuk.

Bu durumun benzerleri her yerde görülüyor ve normalmiş gibi kanıksadık artık.
Önceden 2-3 arkadaş bir yerlere gider sohbet ederdik ya…şimdi biz ve sosyal ağlardakiler hep birlikte takılıyoruz. Ben de bunu yapanlardan biri olarak nedenini bilmiyorum. Ama ben en azından bir bakıp hemen kapatıyorum, eğer kabahatimi hafifletirse. Merak ettiğim, özelikle o an öğrenmem gereken bir şey yoksa da açmıyorum. Yanımdakilerin 2. planda kalmış hissetmesini istemiyorum. Ama bazıları sürekli elde telefon, bir de bildirim sesleri açıksa daha fena, seninle mi değil mi, kafa nerede, belli değil. Ee o zaman benle buluşmasaydın kardeşim, saksı değilim ben, git o arkadaşlarınla görüş dimi.

İletişim kurmak için ille sosyal ağdan mı ulaşmalı annem bana, söyleyin haksız mı?

22 Aralık 2014 Pazartesi

Sanat dolu bir ay...


Önce  "İstibdat Kumpanyası", ardından "Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş' ve son olarak da "St.Petersburg Kuğu Gölü Balesi" ile ayı bitirdim.

Özetle hepsi güzeldi, oyunculuklara söylenebilecek hiçbir şey yok, çok çok iyiydi. 

"İstibdat Kumpanyası" biraz uzun geldi, ara ara kopmalar olacakken buldum kendimi. Salonun  fazla sıcak olmasının da etkisi vardır belki de. Çoğunlukla eğlenceli bir komedi. Ekip tanıdık yüzlerden oluşuyor ve kendileri oyunda daha çok eğlenir gibiydiler. Konu ve esprilerin yaşadığımız son dönemle bağlantısı da dikkat çekici.

"Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş" bildik bir konuyu ele alan  bir oyun. Derdini kısa ve öz anlatıyor. Oyuncular zaten şahane, döktürüyorlar. Salonun hali ise maalesef pek parlak değil. Toparlanır mı onu da hiç zannetmiyorum. 



"St.Petersburg Kuğu Gölü Balesi" ise başlıbaşına bir olay. Sahne, dekor, kostüm ve müzikler müthişti. Başbalerin haziran ayında doğum yapmasına rağmen formundan hiçbir şey kaybetmemiş, aksine çok zarif ve büyüleyiciydi. İlk bale deneyimi için oldukça şanslıydım. Tavsiye ederim.


 

İstanbulmodern2014


İlk ziyaretim kadar anlamlı olmasa da keyifli bir turdu.  Yeni eklenen bir kaç parçayı da görmüş oldum.
























Neyleyim İstanbul'u sensiz, bu sonbaharda....

17 Aralık 2014 Çarşamba

Bana, pozitifseniz gelin.




Hayatı kolaylaştıran, empati yapabilen insanları seviyor ve takdir ediyorum...Güzel insanlar onlar. Çoğalmaları dileğiyle, hepsine kapım açık.
Zorlaştıranların ise hayatla kendileri arasında alıp-veremedikleri o” her neyse”nin yansımasını reddediyorum. Kendi mutsuzluklarında boğulabilirler. Adios!




16 Aralık 2014 Salı

Var mı dur diyen?



 


Oysa kolaydır özgürlük.
Hayallerin özgürlüğü, bir kişinin özgürlüğü, bir ilişkinin özgürlüğü, toprağın özgürlüğü…
En büyük özgürlük saltanatını kendi keyfince sürdürmek değil midir?
Rüzgarın hesap vermeden esmesi, sandalın keyfince bir o yana bir bu yana dalgalanması…
Alıp başını gidebilmek neden lükstür?

Sınırlar olmadan uçarken kuşlar gibi özgürüz, zamanın efendisi, mekanların gözdesiyiz…kendimize geçer nazımız; hayaller kurarım, az uçarım, çok kaçarım.
Ya da bazen genç olurum bazen yaşlı… kime ne? 
Hayat ne güzeldir zıplarken daldan dala. 

Peki neden büyülü bir liman bulur bulmaz duruluruz, yelkenler iner suya.
Yüzümüzde malum bir gülümseme, mekânın albenisine teslim olur, zamanı o derin gözlerin anlamını ararken durdururuz.
Müziğin ruhumuzda bıraktığı tadın esiri olur, zehirli elmayı kendi ellerimizle yeriz, sonumuzu getireceğini bile bile...
Mümkün mü birlikte sallanmak salıncakta sonsuza dek ahenkle?
Bütün bu özgürlükleri bırakıp demir atmak istemek neden, var mı bilen?
İlk yağmurlar yağmadan gitsek…Hep gitsek, hep gitsek…var mı dur diyen?

8 Aralık 2014 Pazartesi

Let it be

Hayat yaşandığı kadardır,
Ötesi ya hatıralarda bir iz;
Ya da hayallerde bir umuttur...

Pablo Neruda