12 Eylül 2017 Salı

Katy Perry - Chained To The Rhythm (Official) ft. Skip Marley

Turn it up, it's your favorite song
Dance, dance, dance to the distortion
Turn it up, keep it on repeat
Stumbling around like a wasted zombie, yeah
We think we're free (Aha)
Drink, this one's on me
We're all chained to the rhythm
To the rhythm
To the rhythm

8 Eylül 2017 Cuma

Önerilerim

Bir film, Dangal.
Epey  keyifli, seyri güzel, oyunculuklar doğal ve etkileyici, konusu farklı. Hem güldürüyor, hem hüzünlendiriyor, ama hepsi tadında. Seyretmeyen çok şey kaçırmaz, ama seyreden hayatı ve ilişkileri yeniden gözden geçirir, değerlerini sorgular, hayata bakış açısını geliştirir. Bir de filmin senaryo ve yapım aşamalarını incelerseniz iyi oyuncuların aynı zamanda topluma duyarlı ve iyi insanlar olduklarını, geldiklere yere boşa gelmediklerini görebilirsiniz.





İkinci önerim 2 kitap, birincisi 1984, ikincisi Hayvan Çiftliği. Her ikisi de Orwell'den. Okuyanların şu günlerde tekrar ele almalarında yarar görüyorum.
Okuyanlar bilir, yazar her iki kitapta da benzer ana fikri işlemiş. 1984 epey karamsar, okurken darlanıyorsunuz. Hayvan Çiftliği benzer söylemleri farklı bir dille anlatıyor ama daha rahat okuyorsunuz, sanki Lafontaine'den masal misali.
Acı olan okurken taaa 1940lı yıllarda anlatılanların, günümüzde de birer birer gerçekleşiyor olduğunu görmek. "Tarih tekerrürden ibarettir" sözü doğrudur elbette. Ama olanları farketmek ve engel olamamak çaresizliği rahatsız edici. Sanki sisleri dağıtıyor da zihniniz açılıyor, olan herşeyin anlamını kavrıyor ve sistemin içinde acizliğinizi yüzünüze vuruyor.
Tünelin ucunda ışık olmadığı fikri ümitsizliğe yönlendirse de, "biz neler gördük, bu da birşey mi" genlerimize güveniyoruz.



Görev zamanı

Büyük Değer, Bir Mucize
Eşi benzeri yok
Bütün zamanların ötesinde
Bize verilmiş bir mucize
İnanılmaz bir deha, hem de şaşırtıcı bir şekilde çok farklı alanlarda
Donanımlı, nitelikleri saymakla bitmez
İnsan olmanın en doğru örneği
Tartışmak gereksiz, anlamsız
Tarihi değiştirdi ve gitti.
Geri gelemeyeceğine göre, iş bize düştü.
Silkenelim ve kendimize gelelim.
Yolumuz belli, herkes bir ucundan tutmaya başlasın.


7 Eylül 2017 Perşembe

Hayaliniz var mı?

Hayaliniz nedir?
Hayal her zaman olabilir mi? Kimler hayal kurabilir? Birden  fazla hayaliniz olabilir mi?
Çocukken hayallerimiz vardı, gençken hayallerimiz vardı. Sonra ne oldu? Hayal kurmasak olmaz mı?
Hayal kurmak kendimizi gerçekleştirmenin ilk adımıdır. Mutluluk  ve anlam zaten kendiliğinden gelecektir. Anda yaşarken bizi zamanın ötesine sıçratacak, olur ya da olmaz, ama sınırları zorlayacak fikirler uçuşturacak, belki gerçekleşecek vs vs.
"Hayalgücü bilgiden daha önemlidir. Çünkü bilgi sınırlıyken, hayal gücü tüm dünyayı kapsar. Dünyayı hayal gücü döndürür. Hayal gücü bilgiden daha önemlidir. "(Albert Einstein) gibi aforizmalarla kafanızı şişirmeyeyim ama bilgi artıkça hayal kurmaktan vazgeçiyoruz sanırım. Çocukken serbest olan hayal kurmayı yaş ilerledikçe çeşitli sebeplerle kendimizi sınırlamaya eğilimli görünüyoruz. Ve hatta sanırım bunun doğrusu olduğuna da ikna ediliyoruz, çünkü hayal kurmak bir yerde de hayalkırıklığı anlamına gelebilir ki, kendimizi bundan korumakla yükümlüyüz. 
Yüksekten uçmamaya çalışıyoruz. Oysa hayal kurmakla başlıyor herşey. Örnekler muhtelif, ama insanı ayakta tutan da, geleceğe bağlayan da, yaşamı şekillendiren de hayallerimiz değil mi?
Yoksa eldeki bilgilerle olduğumuzdan farklı olmayı beklemek delilik gibi bir şey. Hayalleri tarihten silersek, nasıl bir dünya olurdu gözünüzde canlandırabilir misiniz? Uzaya gitmekten, atomu parçalamaya, Everest'e tırmanmaktan, ulus kurmaya, sağlıktan, matematiğe sayabileceğimiz pekçok alandaki örneklerde hep başlangıç noktası hayal. 
Bizlerin de hayalleri var veya vardı. Ama bir yerlerde geride kaldılar. Sanırım zaman ayırıp uçmak lazım  toplum, medeniyet, gelenek, bilgi vs gibi ayağımızı bağlayan bağlardan sıyrılarak.
Hayal kurmak bedava. Üstelik gerçekleşmese de o an ki doyum eşsiz.
Kendinizi bırakın, hayal kurma hakkınızı geri alın, sıklıkla hayal kurun. Hayal kuran insanlarla konuşun, paylaşın, çoğaltın. Ayaklarınızın yerden kesilmesine izin verin. 
 
All  i have to do, is dream.




5 Eylül 2017 Salı

Tatil ne güzel şey(di)

Milletçe tatillere bayılıyoruz... da tatil kültürümüz nedir, orası karışık.
Son yıllarda 120 taksitle, fırsat bu fırsatlarla gezi çapımız genişledi. Yurtdışına çıkmayana kız vermiyorlar, o derece.
Öyle "bir kere gittim, şimdi bu bayram da evde durayım, el öpeyim" demek yok, her fırsatta gideceksiniz. Daha uzağa, daha başka yere, daha daha dahaaaa.
Eğer yurt içinde iseniz de ailecek giderken de çığlık çığlığa, bağrış çağrış gideceksiniz. Yolda iseniz herkes bilecek, aaa kolay mı o kadar emek harcadınız, para verdiniz, duysun yedi düvel.
Fotolar itinayla çeşitli mecralarda boy boy yayınlanacak, telefon çaldı mı "hımm evet, yine yollardayız, bizimki durmuyor maalesef, honkopurda festival varmış, katılıciiz, oradan da halaçatıda sörf uçuracağız, sonra da arkadaşlarımız yer ayırtmışlar, otele geçeceğiz" diye gayet memnuniyetsiz bir tonla cevaplayacaksınız.
Tatilde de orada burada kafa ütülemeye başlayacaksınız ki yandık.
Siz etrafı umursamayıp tatil benim, sevgili benim kime ne diyen, hep hareket halinde olup enerji patlaması yaşayan, durmadan bağıra bağıra konuşan ama hiç bir anlamı olmayan anlar biriktirenlerden misiniz? Ya da yüksek sesle müzik eşliğinde halay çeken, çoluk çocuğun çığlıkları ile mutluluğun doruklarında dolaşan erişkinlerden misiniz?
Çok mu eskide kaldı, sakin mekanlar, kafa dinlemeler? Ne oldu miskinliklere? Ne oldu horul horul öğle serinliğinde uyumalara? Kitaplara, huzura, meltem esintisine, sessizliğe, dinginliğe ne oldu? Kim aldıysa geri bıraksın, sövmeyeceğim.
Şaka şaka, tabiki trendleri biliyorum, hiç bu kadar geri kafalı bir tatil olur mu? Dur bir selfi çekeyim.
 



Yoksa siz hala kristmıs tatili için rezervasyon yaptırmayanlardan mısınız? Ne banal.